RUHA DİNGİNLİK DÜŞÜNCEYE HUZURSUZLUK
Bir mesajı, ana fikri iletmek için elbette akla ilk gelen yazıdır. Yazının gücü insanları bu güçten her zaman yararlanmak için onu daha etkili kullanmanın yollarını aramaya itmiştir. Ama topluma bir şey vermek isteyen her duyarlı insan da yazıya sığınmaz kuşkusuz. Kimileri

resim, kimileri müzik, mimari, sinema, tiyatro, kimileri de Maksut Kesici gibi doğanın verdiklerini yeni biçimlere sokarak adına bazen tasarım da denilen ama gerçekte heykel dediğimiz sanat aracılığıyla yapanlardan sadece biri. Bir mesaj dil ile doğrudan yerini bulmada mahir olabilir, ama kimi nesneler aracılığıyla bu mesajlar çoğalarak dolaylı yoldan hayal ile düşünce dünyamıza girip, sonsuzluğun

kapılarını açabilecek bir güce de erişebilirler kuşkusuz.
Maksut Kesici’nin malzemesi doğanın en sert madenlerinden biri: demir. Tarihte yeni uygarlıkların, savaşların, kamplaşmaların ve bazen de birlikteliklerin oluşmasına güçlü zeminler hazırlayan güçlü maden…
Demir, onu okşamasını bilmeyen elinde sert, katı, biçim verilmez bir madde olarak görülebilir; ama onun ruhuna inen, derisini soyup içine nüfuz eden biri için en kolay biçim verilecek maddedir. Yeter ki onunla kendinizi bütünleştirmeyi bilin.

Maksut Kesici bu bütünleşmeyi ilkokul yıllarına kadar dayandıran bir heykel sanatçısı. Onun bu uğurdaki macerasından çok eserleriyle hacimli kitaplarla boy ölçüşebilecek bir anlam zenginliğini yakalamış olması en dikkat çekici tarafıdır. Ürettikleri bakmayı bilen her göze sayfalarca yazı okumakla eş değerdedir adeta.
Kullanılmış, artık eritme kazanlarına gidecek demirleri toplayıp gözlerimize farklı güzellikler sunmayı amaç edinen Maksut Kesici’yi harcadığı bu emekten ötürü takdir eden bulunur mu, bilmem de, estetik anlayışlarımıza yeni katkılar sağladığı kesin.

Kimi zaman bir kütleyi çeşitli aşamalardan geçirerek farklı bir öykünün kapısını aralıyor bize. Ayak, gitmeyi çağrıştırırken özgürlük için de vazgeçilmezdir; ama ayağımızla bir yere çakılıysak, bağlıysak o vakit ne o ayağın ifade ettiği gövdenin ne de cinsiyetinin bir önemi kalıyor. Ayaktan çivilenmek de acıların büyüğü olsa gerek; tırnağa taş değince

sızısı yürekte olur çünkü. Yine de ayağımızın emir kulu olduğunu unutmamak gerek, üstelik baş akılsız ise cezası da ayakta. Ona koşut olarak, çeşitli çağrışımlarla yine gitmek isteyen ama bir türlü bağımsız hareket edemeyen bir başka ayak figürüyle nicedir unutulan gövdemizin bu parçasının yalnızca yürüme organı olarak algılanmasının bir parça da olsa önüne geçiliyor Maksut Kesici’nin ellerinde.

Gövdenin sonsuzluğa yükselmek istemesi karşısında da ayak, yine ayak bağıdır. Gövde bölünebilir de sırf hafifliğini duyumsamak, kendi benliğinde yok olmak için, ne ki ayak gövdeye, adeta, “senden
kopamam, kendi ağırlığına döndüğünde bana ihtiyacın olacak” demeye getirerek biraz daha gerçek hayatın içine çeker onu. O, yine de bunu denemeyi elden bırakmaz; kuş olmayı, balık olmayı; bir anlamda kendi varlığının dışına çıkıp başka bir canlıya dönüşerek kendi gerçekliğinden

çıkmak isteyecektir. Ona bunu deneme cesaretini veren kuşkusuz özgür sanatçının özgün bakış açısıdır. Tabii ki tüm bunları anlatan dil değil; Maksut Kesicinin dili, heykellerde dile gelen dili. Gören her göze farklı hikayeler anlatan dili.
Öyleyse, en güçlü iletişim aracının dil olduğu savına itiraz gücümüzü yitirdiğimiz bu noktada, başka sanatların kendine özgü dili karşısında

durup da kullandığımız sözcük sayısına, kurduğumuz cümle çeşitlerine, anlatımımızdaki özgünlüğe bakmak ve yeni çıkarımlara gitmek bir zorunluluk haline dönüşüyor, desem çok ileri gitmiş olabilir miyim acaba?
Hele sanatçının tüm bunları atık metal parçalarını işleyerek yaptığını bilmek sergilenen sanata farklı bir boyut katmaktadır ki, en azından çevrecidir o. İşe yaramaz bir pensenin, kaynak artıklarından oluşmuş bir topak çapağın ve ortasından istenilen kalıp çıkarıldıktan sonra arta kalan parçaların bir araya gelmesi ve uyumlu bir bütün içinde yeniden forma sokulmasıyla göz zevkini, estetik hazzı, hayal dünyasının sınırlarını okşayacak bir biçimle kendini göstermesi karşısında yalnızca hayranlık duymak kalıyor izleyiciye.
Yalnızca bu mu?
Değil elbet. Ayaklarıyla yerden güç alan insanın sonsuzluk hayali yine

kendisine takılırken bu kez kaza sonucu yanmış elektrik kablosu devreye girer. İnsan sonsuzluk hayalini bu kez kendisiyle bütünleşmede bulur. Marifet sanatçının ise onu görebilmek de izleyene

düşmektedir doğal olarak. Ve insan, kendi sınırlarını zorlayan tek varlık olarak anıtlaşmaktadır. Ve insan, mağara duvarlarıyla başlayan görsel sanat macerasında yalnızca anıtlaşmayı hak etmiyor; tüm sanat dallarından bir parça nasibini almış, o anıtlara anlamlar yükleyecek, kendini, iç dünyasını, yaşamını, hayallerini ve düşüncelerini estetize etmiş kendi kardeşlerini beklemekte.

Maksut Kesici için sanat ruha dinginlik vermenin ötesinde düşünce bağlamında huzursuzluk da vermesi gereken yüce bir uğraş olarak çıkıyor karşımıza. Bunun gereği olarak belki de, küresel ısınmayı daha çarpıcı boyutlarda dile getirmenin de yolunu arıyor. Sanatçı, yine atık

malzemeden yararlanıyor: deniz kenarında bulunmuş bir halat, işe yaramaz birkaç demir şiş ve korkuluk olarak kullanılan bir hayvan başı iskeleti. Bu üç nesnenin bir araya getirilerek işlenmesinden ortaya çıkan kompozisyon eli kalem tutanlara nice öyküler yazdıracak nitelikte, güçtedir. Bunları çoğaltmak mümkün.

Bir arabanın elde kalan vites kolundan bir süs, kaynak atıklarından 11 Eylül faciası. Birçok eseri var Maksut Kesicinin ama 11 Eylül adlı eseri başlı başına dramatik, sarsıcı, özgün. Dikkatli bakınca çalışmanın tam ortasında uçan insan biçimleri görülüyor; ikiz kulelerden de öyle atmadı mı insanlar kendilerini. Örnekler çoğaltılabilir, ne var ki dönüp dolaşıp geldiğimiz yer aynı olacaktır: doğanın sunduğu zenginlik ancak emek harcayanların elinde gerçek zenginliğe dönüşmektedir. Maksut Kesici, bu zenginliğin farkında olan ve bunu insanlara sunan heykel emekçilerimizden yalnızca biri.
Şahin Yıldırım
FAMA AKTÜEL dergisi, Sayı:28, Aralık 2008


Son yorumlar
2 weeks 2 days önce
44 weeks 21 hours önce
45 weeks 5 days önce